
ROTA: DOĞU AKDENİZ
6. gün
Silifke’de yeni bir güne daha uyanıyoruz. Otelden ayrılıp Mersin yoluna geri dönüyoruz çünkü Cennet ve Cehennem Mağaraları’na dünden sözümüz var. Kızkulesi’nden 7 km içeride, Narlıkuyu’nun kuzeyinde ve anayoldan 2 km uzakta bulunan, halk arasında Cennet-Cehennem adı verilen yer toprak altındaki suların binlerce yıllık zaman içinde kireç tabakaları eritmesi sonucu meydana gelmiş çöküklermiş.
Tabelaları izliyor ve tırmanışımız çok sürmeden mağaraların bulunduğu noktaya ulaşıyoruz.Mağaraların diyorum çünkü Cennet-Cehennem ile birlikte Dilek-Astım mağarası da aynı bölge içerisinde bulunuyor. Çöküğe inen merdivenlerin başındaki görevli kulübesine giriş için ücreti ödemek üzereyken camdaki yazı tansiyon ve kalp rahatsızlığı olanların çöküğe ve mağaralara inmesinin sakıncalı ve yasak olduğu hususunda uyarıyor.

ROTA: DOĞU AKDENİZ
5. gün
Seferimizin beşinci sabahına uyanıyoruz ve erkenden yola koyuluyoruz. Planımız bize hareketli ve yüksek ritimde bir rotaya hazırlanmamız gerektiği konusunda uyarıyor. Osmaniye’nin doğu girişine dönüyor ve kuzey istikametinde Kadirli yolunu takip ediyoruz. İlk durak noktamız kıraç bölgede yükselen ve M.Ö. 1. yy’da kurulmuş gösterişli Roma kentlerinden Hieropolis-Kastabala ören yeri oluyor.
Bazilikaları, tiyatrosu, kalesi ve anıt mezarlarıyla iyi korunmuş ören yerlerinden sayılan şehrin sütunlu yolunu dikenli çalılar arasında yürümek çok da keyifli olmuyor.Yolumuza devam ediyoruz ve çok geçmeden doğal yapı bir anda değişiyor.
Continue reading ‘Rota 2007: Osmaniye - Tarsus - Silifke’
ROTA: DOĞU AKDENİZ
4. gün
Antik Beyazıt Otel’deki gecemizin ardından sabaha güler yüzlü otel personelinin günaydın ve içten sohbetleriyle başlıyoruz. Otelin asma katındaki restoranda yaptığımız kahvaltının ardından yeni bir güne hazırız. Otelin iki balkonundan sarkan ve Akdeniz’in coğrafyasının sembolik bitkisi olmuş gelinduvağı çiçeğinin parıltılı görüntüsü çok hoşumuza gidiyor.
Resepsiyondan tohumlarını nereden satın alabileceğimizi sorduğumuzda bulmamızın zor olacağını ve kendilerinin bir dal parçası verebileceklerini söylüyorlar. Ancak bizatihi evlerinde yaptıkları denemelerin başarısız olduğunu öğrendiğimizde ümidimiz kırılıyor.
Doğu Akdeniz’e yolunuz düştüğünde pembe, eflatun ve beyaz renklerdeki bu çiçeği gördüğünüz her fırsat ve mekânda doya doya seyretmeyi ihmal etmeyin derim.
Continue reading ‘Rota 2007: Antakya - Gaziantep - Osmaniye’
ROTA: DOĞU AKDENİZ
3. gün
Her seyr-ü seferin her gününde olduğu gibi açık büfeyi ilk bozan kitle olma geleneğini sürdürüyoruz ve yola koyuluyoruz. Bugünkü menzilimiz hepimizin merakla beklediği Antakya olacak ki acelemiz biraz da bundan diye düşünüyorum. Hedefe doğrudan varmak gibi kötü bir alışkanlığımız olmadığından duraklarımızı gözden geçiriyoruz.
Pazartesi günleri müzelerin kapalı olduğunu bilmemize rağmen yolumuzun üzerinde bulunması ve şansımızı zorlamak adına Misis Açık Hava Müzesi tabelalarını izliyoruz ancak bekçi sabahın kör saati geldilerse metazori açtırırlar endişesiyle buruk bir şekilde selamlıyor. Usulen ve safça sorsak da cevabın değişmeyeceğini yadırgamaksızın bilmekteyiz.
Ceyhan merkezden anayola geri dönüyoruz. Adana-Ceyhan karayolu üzerinde, Misis ile Ceyhan arasında birdenbire yükselen, ovaya hâkim bir tepe üzerinde Yılankale’yi fark ediyoruz.
Continue reading ‘Rota 2007: Adana - Ceyhan - Antakya’

ROTA: DOĞU AKDENİZ
2. gün
Konakta güzel bir sabaha uyanıyoruz kuş cıvıltıları ve dağ havasının esintisiyle. Sabah kahvaltısı için hazırlanıyor ve merdivenlerden mahzene iniyoruz. Bahçede kahvaltı masaları hazırlanırken harita üzerinde yol güzergâhımızın üzerinden geçiyoruz.Mükellef bir konak kahvaltısının yanında Beypazarı kuruları da bir tabak içerisinde geliyor.
Birçok insanın çok hoşuna giden tereyağlı galeta tadında ve iki kez fırınlanan kuru bir yıl boyunca bozulmadan saklanabiliyormuş. Benim damak tadıma pek uymamasını haddinden fazla kuru olmasına bağlıyorum. İtiraf etmeliyim ki o kadar bereketli ki eve getirdiğimiz paketin haftalarca bitmemesine şaşmıyorum.
Cırcırların Konağı’na ve Beypazarı’na veda ederken tekrar yollara koyuluyoruz. Gezi rotalarında Kapadokya fotosafarisinin baÅŸlangıç noktası sayılan Tuz Gölü’ne Ankara çevreyolundan Konya-Adana istikametini takip ederek Åžereflikoçhisar durağında kavuÅŸuyoruz. 7 bin 414 kilometre ile Türkiye’nin en büyük Özel Çevre Koruma alanı olan ve yurdumuzun tuz ihtiyacının % 55′ini saÄŸlayan Tuz Gölü, küresel ısınmadan aldığımız payın en aÅŸikâr örneÄŸi konumunda.
Continue reading ‘Rota 2007: Beypazarı - Tuz Gölü - Adana’
ROTA: DOĞU AKDENİZ
1. gün
Seyahat hazırlıklarımız, tur planımız, yol rotamız tamamlandı, bavullar hazırlandı. Sabah 06.30’da İstanbul’dan yola çıkıyoruz. Gerçek rotamıza yönelmeden önce yol üzeri olması bahanesiyle Adapazarı’na uğruyoruz ama sanırım art niyetimizin Köfteci Mustafa’yı ziyaret etmek olduğunu söylemeliyim.
Adapazarı’nın kuruluş tarihi, lezzeti ve otantik dokusu ile en meşhur ıslama köftecisinde her devrin garsonunu görmeniz mümkündür. Beyaz saçlı tombul amcamız, briyantinli saçlarıyla yaşı geçkin abimiz ve günümüzün genç yetişkinleri dükkân içerisinde hızlı adımlarla koşuştururken öte yanda ocağa ‘usta, 2 buçuk 1 yüz atıyorsun (2 tane 1,5 porsiyon ile 1 tane 1 porsiyon)’ gibisinden ilk kez yolu düşenlere şifreli gelecek siparişleri aktarıyorlar.
Odun kömürüyle ızgarada pişmiş ufacık köfteler piyaz ve yoğurt ama en vazgeçilmezi ızgara yağıyla ıslanmış ekmeklerin eşliğinde masamıza geliyor. Her müdavim gibi ekmeklerin kâfi gelmeyeceğini tecrübeyle sabit bildiğimizden ‘takviye de alalım’ diyoruz.
Continue reading ‘Rota 2007: Istanbul - Kıbrıscık - Beypazarı’
son 15 yorum