Terapi Yolu: Karaağaç

2 Flares 2 Flares ×

Karaağaç – Edirne

Han kapılarının gıcırtılarıyla uyanıyoruz, Edirne’de bir sabah ve güneşin ilk ışıkları kervansarayın ufacık penceresinden sızmakta…

Önce kervansarayın koridor ve avlu teraslarında bir sabah turu ve avluyu kuşbakışı denetleyen seyrimiz sonrasında daracık merdivenlerinden avluda bizi bekleyen kahvaltı…

Bahçesinde açık büfe kahvaltısı, çatıda uçuşan güvercinleri ve inceden esen sabah rüzgarıyla güzel bir keyif yaşamanın ardından artık Edirne turumuzun ikinci gününe başlamanın haritadan güzargah planlarını tekrar etmenin vaktidir.

Müdavim misafiri olduğumuz Rüstempaşa Kervansarayı‘na ikinci elvedamız ile yola koyulduk, ilk güzergahımız şehre pek uzak olmayan Karaağaç bölgesi olacak.

Ülkemizin en beğendiğim, kendimden birşeyler bulduğum köşelerinden biri olan Karaağaç her mevsimi bir başka güzel olan huzur ve sükuneti sunmasını bilen naif bir yerleşim yeri…

TERAPİ YOLUNDA SESSİZ SABAH

Meşhur Karaağaç Yolu servi, çnar ve kavak ağaçlarından oluşan yeşili, Meriç’in mevsimini aksettiren suyunun rengiyle, nostaljik ambiyansıyla tarih kokusuyla eşsiz güzellikleri barındırıyor. Bu yolda çıkacağınız yürüyüşler birden çok terapi seansına bedel diyebilirim. Arnavut kaldırımlarından geniş yolu, servilerin gölgesinde, sessizliğin huzurunda, suyun edasında insan kendini o kadar huzurlu hissediyorki…

Edirne’den gelirken köprünün sağ tarafında kalan çay bahçesinde kısa bir çay molası veriyoruz. Beyaz paçalı güvercinleri fotoğraflayıp ulu ağaçların gölgesinde tahta sundurmalarda Meriç’in dingin suyunun akışını izliyoruz.

Trakya Üniversitesi Rektörlüğü

İlk terapi seansından sonra rotamızı Yunanistan sınırımız olan Pazarkule Sınır Kapısı’na çeviriyoruz. Neredeyse iki arabanın zor geçeceği genişlikteki sınırın bir ucundan Yunan askerlerini zor da olsa seçebiliyorsunuz. Sınırda fazla oyalanmıyor ve Karaağaç ilçe merkezine geri dönüyoruz. Mimar Kemalettin’in tasarımı olan Karaağaç Tren İstasyonu artık Trakya Üniversitesi Rektörlük binası olarak hizmet veriyor. Görevliden izin alarak üniversite bahçesini dolaşıyoruz.

Küçüklüğümden beri tren garlarına karşı hep bir zaafım olmuştur, dakikalarca tren vagonlarına, lokomotife, binanın peronuna bakıyorum. Tarihte yapacağınız bir yolculuk gibi tren raylarını kesildiği yerden Balkanlar’a uzatıyorsunuz, elveda denilen çilekeş topraklara…

Bizi sınıra götüren yola ismini veren Lozan Barış Anıtı da yine bu kampüsün içerisinde bulunuyor. Aracımıza atlayıp tekrar yarın kalan terapinin mevkiine varıyoruz. Hacı Adil Bey Çeşmesi‘nde serinledikten sonra Meriç Köprüsü‘nün üzerinde iki taraflı bir yürüyüş ile seyirliğinden göz sefası almanın ardından eski Karakol Binası‘nın bulunduğu kafede güzel bir keyif ile Meriç‘i bu kez köprünün diğer tarafından seyredebilirsiniz.

Lozan Barış Anıtı

En son hatırladığıma göre daha bir özenilmiş ve çevresindeki otlardan arındırılarak manzarası açılmış olan kafe diğer çay bahçesine göre daha kaliteli bir servis sunuyorsa da tavsiyem her iki alternatifi de tatmanız…

KÖPRÜLER VE NEHİRLER KENTİ

Edirne’nin Meriç, Arda ve Tunca adında üç ırmağı bulunuyor, ileride Ergene’yle buluşup Ege Denizi’ne dökülen… Bu ırmakların üzerinde öylesine sağlam köprüler kurulmuş ki asırlık kemerleriyle tarihin izlerini bugüne taşıyan Edirne köprülerinden müdavimi olduğum Meriç Köprüsü bilhassa gün doğumunda ve gün batımında tadına varılacak seyirliğinde benliğinizi unutturan suyunda hipnotize olacağınız şahane bir nokta… İnsan sadece haftasonu kahvaltısını yapmak ya da ikindi çayını içmek için dahi gelebilir buraya…

Edirne’nin kendisi de bir köprü şehir sanki. Tam altı kapısıyla Türkiye’yi Avrupa’ya bağlıyor. İstanbul’dan iki saat içerisinde varılan Edirne’de daha önceki gezimizde Bulgaristan sınırına karayoluyla bağlayan Kapıkule Sınır Kapısı’nı da görmek nasip olmuştu. Kilometrelerce kuyruklar oluşturan tırların solundan hızla vardığımız sınır kapısında izin almaya dahi gerek kalmadan hatıra fotoğrafı çektirmiştik.

Bursa’dan sonra Osmanlı İmparatorluğu’na yüzyıla yakın süre başkentlik yapmış olan Edirne… Büyük fethin sonrasında merkez Istanbul yapılsa da imparatorluğun Edirne’den, Bursa’dan koptuğu kadar kolay kopamadığını okumuştum.

Şehir uzun bir süre “imparatorluk şehri” kimliğiyle Istanbul ile karşılıklı kapılarını açmış… Rumeli’ye yönelik seferler hep bu kentten kalkmışlar; Tunca kenarındaki yalılardan vazgeçilememiş; bahçelerin yerini hiçbir şey tutmamış. Elbette Osmanlı sultanlarını av tiryakisi yapan bu şehrin avlaklarıymış. O av merakı ki kimi tarihçilere göre çöküşün nedenlerindendir.

Edirne merkezine geri dönüyor ve en karakteristik yapılarından biri olan Sultan II. Bayezit Külliyesi‘ni yoğun restorasyon nedeniyle ziyaret edemeden Sarayiçi‘ne yöneliyoruz. II. Bayezit döneminde Mimar Sinan’ın taleberinden Mimar Hayrettin’e yaptırılan eser cami, imaret, darüşşifa, medrese, hamam, mutfak ve ambarlardan oluşan bir yapı olarak imparatorluğun en büyük sosyal kurumlarından sayılıyormuş.

Meriç Köprüsü

KIRKPINAR’IN MESKENİ SARAYİÇİ

Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı ünlü sayfiye yerleşkelerinden Sarayiçi‘ne köprülerden geçerek vardığımızda başpehlivanların heykelleri göze çarpıyor. Kurtbeyli, Kel Aliço ve Koca Yusuf heybetleriyle ata sporlarımızdan güreşin elbette unutulmazları…

Biraz yürümenin ardından küçücük kemeriyle seyre keyif veren Fatih Köprüsü ve yanıbaşındakı Adalet Kasrı bu bölgenin önemli tarihi yapılarından sayılıyor. Köprüyü geçtiğinizde çevrenizde kaderine terk edilmiş yıkık bir ören yeri yer alıyor, koyunların otladığı unutulmuş yeşillerin kucağında bir de Balkan Şehitliği ziyaretimizi bekler…

Osmanlı’nın en zor dönemleri olan çöküş dönemlerinde Osmanlı-Rus Harbi ve Balkan Savaşları ile yoğun göçler alan, yıkımların ve savaşların müdafaa noktası olmuş Edirne milli mücadelenin de en kritik hatlarından biri olmuştur.

Günün sıcak saatleri biterken gezimizin dönüş rotasını da Uzunköprü-Enez üzerinden çiziyor ve aile dostlarımızı ziyaretin ardından Istanbul’a dönüyoruz. Bu arada gezi keyfini Tekirdağ‘da köfte ziyafetinden oluşan akşam yemeğiyle taçlandırmadan olmaz değil mi?

World_Travel_Channel

Bu yazı 26.09.2011 tarihinde World Travel Channel blogunda yayınlanmıştır.
Terapi Yolu: Karaağaç

Karaagac (Edirne)

Yorumlarınız?

2 Flares Twitter 1 Facebook 0 Google+ 0 Pin It Share 1 Email -- 2 Flares ×