
Mardin Mezopotamya’dır…
Karadan denizdeki ufka çok bakmışsınızdır. Peki karadan karadaki ufku seyrettiniz mi?
Mardin şehrinden baktığınızda uçsuz bucaksız bir manzara ufuk çizgisinde kaybolup gider… Geceleri ise çok uzaklarda komşu ülkenin evlerine ait belli belirsiz ışıklar seçilir sadece…
Eski Yunanca’da “iki nehir arasındaki yer” anlamına gelen Mezopotamya bugün, doğu Suriye, Güneydoğu Anadolu (Türkiye) ve Kuzey Irak’ı kapsayan coğrafi bölgeyi tarif eden bir isimdir. Kastedilen iki nehir ise elbette Fırat ile Dicle’dir…
Verimli toprakları ve uygun iklim şartları nedeniyle çok eski zamanlardan beri yoğun göçe sahne olmuş Mezopotamya, birçok farklı kültür ve halkın karıştığı bir bölge olmuştur, birçok medeniyet gelişmiş ve bu sebeplerden “Medeniyet(ler) Beşiği” olarak da anılmıştır.
Not: Bu kare dostlukları uçsuz bucaksız olan Fujitsu Türkiye’deki değerli arkadaşlarıma ithaf edilmiştir.
Fotoğrafa sergilendiği http://www.fotokritik.com/2139672 sayfasından ulaşabilirsiniz.

Bir çocuğun en büyük keyfidir okulun olmadığı haftasonu günleri…
İşte evinin avlusundan bisikletini almış karşı sokaktaki arkadaşlarını seyreden bir küçük…
Fotoğrafa sergilendiği http://www.fotokritik.com/2090904 sayfasından ulaşabilirsiniz.

Kimine göre bir telaşe, bir koşturmaca, bir uğraşı… Kimine göre taşınması zor bir yük demektir hayat gailesi…
Her canlı tutunabildiği sürece yaşar, anne karnında başlar bu mücadele… Bir mücadeledir elbette ama kahrı da hoş lütfu da hoştur neticesinde.
Her daim bir amaç olmalıdır ki tutunalım hayata, hep bir mücadeleye girelim ama tatlı ama acı yeterki düşmeyelim amaçsızlığın boşluğuna…
Fotoğrafa sergilendiği http://www.fotokritik.com/2085541 sayfasından ulaşabilirsiniz.

Geçmişin hastalıklarından birisi “nostalghia”. Ev özlemi, yurt ağrısı… Tek bir tedavisi var, nostus! Eve dönüş…
Modernliğin ağrılarından birisi de bize dönecek bir ev bırakmamış olması. Ruhumuz emniyette değil, diken üstünde…
İşte tam bu anda bazen modern hayata direnen tarihin sokaklarında bir hafiye edasında özlem gidermek vardır… Ve keyfini sessiz sedasız sürebilmek…
İlk iki paragraf Kemal Sayar’ın “Herşeyin Bir Anlamı Var” adlı kitabındandır.
Fotoğrafa sergilendiği http://www.fotokritik.com/2084094 sayfasından ulaşabilirsiniz.

Anadolu’nun kendi halinde köylerinde hiç konakladınız mı? Köy yaşantısını hiç tecrübe ettiniz mi? O rengarenk köy evlerinin avlusuna davet edildiniz mi?
Biz ruhsuz şehrin soğuk ama heybetli binalarında yaşama savaş açarken o köyümün insanları hayattan zevk almayı, onu kucaklamayı öğretiyorlar…
Bilhassa yörük köylerinde sıkça rastlanan çivit, büyükannemlerden hatırladığım kadarıyla çarşaf ve yastık gibi çamaşırların hafif mavimtrak olması için de kullanılırdı…
Çarşafların eskiden hafif mavimtrak olmasının makbul (!) kabul edilmesinin nedeni, sakız gibi beyaz tutulmalarının o zamanın teknolojiisiyle neredeyse imkansız olmasındanmış…
Fotoğrafa sergilendiği http://www.fotokritik.com/2081646 sayfasından ulaşabilirsiniz.

Yedigöller, Bolu
Kasım 2009
Her bir santimetrekaresi kurumuş yapraklardan döşenmiş bir halıya uzanıp ufacık karıncaların gözlerinden bakarsanız dünyaya…
Fotoğrafa sergilendiği http://www.fotokritik.com/2080569 sayfasından ulaşabilirsiniz.

Oylat-İnegöl yolunda yemyeşil çayırlara serpilmiş bir gelincik tarlası arabayı durdurmak için kafi gelir…
O kırmızı tarlanın çok uzağında yolun hemen yanıbaşında hatta ayaklarımın dibinde bir yalnız gelincik dikkatimi çeker…
Topraktan ve emsallerinden çok uzaktadır ya zarureti bundandır ama güzelliğinden ve benliğinden zerre taviz vermemiştir ya zerafeti de bundandır.
Fotoğrafa sergilendiği http://www.fotokritik.com/2076662 sayfasından ulaşabilirsiniz.
Bu narinin taşıdığı derin anlamları ile bir başka çekimi için;
Gelincik (Papaver Rhoeas)
http://www.fotokritik.com/1303515

Sarayburnu’nda Gülhane Parkı’nın ünlü Setüstü’nde çayımı yudumlarken boş ama huzurlu bakışlarımda bir nazar-ı dikkat…
Boğazdaki oyuncular bir perdeyi açıyorlardı ve görüyordum…
Bir tarafta Karaköy’den hareket etmiş kruvazör Conrad Otel’e karşı lüks seferinin şaşalı duraklarına devam ederken diğer tarafta Eminönü İskelesi’nden şehir hatları seferlerinin bir emektarı şehrin yitik figüranlarını sırtlamış diğer yakaya götürüyor…
O an…
Fotoğrafa sergilendiği http://www.fotokritik.com/2076151 sayfasından ulaşabilirsiniz.

Yapı Kredi Yayınları‘ndan 2000 yılında Türkçe’ye çevrilen beğenerek takip ettiğim Amin Maalouf‘un Yüzüncü Ad “Baldassare’nin Yolculuğu” adlı kitabı üniversite yıllarında yazarın roman türünde okuduğum ilk kitabıdır.
1666 yılında kıyamet kopacağı, Allah’ın 99 adına ilaveten bir yüzüncü adı olduğu ve bunu bilenin O’nun affına nail olacağı söylentisi üzerine bu adın geçtiği kitabın peşine düşen Baldassare’yi anlatan romanda İstanbul’dan Londra’ya kadar uzanan bir serüven konu alınıyor.
Tarihi olayları kurgulayarak romansallaştıran bir seyahatname tadındaki kitabı okuduğum zamanlarda herşeyi unutup ortaçağda bir gezgin olduğumu düşlüyordum ki kitap size bu ruh halini gerçekten yaşatıyor.
İstanbul’dan İzmir’e, Sakız’dan Cenova’ya, Amsterdam’dan Londra’ya kadar uzanan seyrü seferinizde Konya’da vebanın kıyımına, İzmir’de Sabetay Sevi’nin başkaldırışına, İngiltere’de büyük Londra yangınına tanık oluyorsunuz.
Serüven 4 defterden oluşuyor;
Continue reading ‘Sahaf: Yüzüncü Ad (Amin Maalouf)’

Butik Yayıncılık‘tan 2009 yılında Türkçe’ye çevrilen Idries Shah‘ın Mevlana ve Gizemli Sufi Bilgelik Hikayeleri adlı kitabı benim sufizm ve mevlevizm üzerine okuduğum ilk kitap olacaktı. İsmine bakılırsa başlangıç için ciddi potansiyel vaat ediyormuş gibi gözükse de yanlış bir seçim olduğunu çok geçmeden anladım. Nitekim başladığımız işi yarım bırakmak huyumuz olmadığından kitabın tamamını okudum.
Anadolu öğretilerinden çok uzak ve ziyadesiyle doğu felsefesi havasında içi çok dolu olmayan sonu hayretlere düşerecek derinliğe ulaşmaktan bir hayli uzakta hikayelerden ve özensiz çevirisinden dolayı beklentilerin hiçbir boyutunu karşılayacak seviyede olduğunu düşünmüyorum.
Bir insanın anlayışı anlama kapasitesine göre değişir. Sufi hikayeleri neredeyse tümüyle o öykülerin nerede, ne zaman ve nasıl işlediğine bağlıdır. Bu yüzden çoğu insan onlarda ne arıyorsa onu bulur; eğlence, şaşkınlık ve kinaye…
Kur’an’daki her metnin 7 farklı anlamı olduğu, her metnin okuyucunun ya da dinleyicinin durumuna göre farklı algılanabileceği söylenir.
“Anlamak” kavramı üzerine bu iki paragraf yanında beğendiğim hikayeleri (az sayıda olduklarından) de paylaşmak istiyorum;
- Cennet Yemeği
- Kumların Öyküsü
- Köpek, Değnek, Sufi
- Canavar ve Sufi
20. yüzyılın en ünlü Sufi yazarı olarak gösterilen Shah’ın daha popüler bir başka kitabını daha okuyarak bir kez daha şansımı denemek istiyorum.
Continue reading ‘Sahaf: Gizemli Sufi Bilgelik Hikayeleri (Idries Shah)’
son 15 yorum